Kırmızı Düğüm

Çizer: Ayşın Bayram

Hüzün ve sevinç bir kapıdan aynı anda içeri girebilir mi? Eğer bu kapı bir kadının kalbine açılıyorsa evet girebilir. Yeryüzünde yaşamış, yaşayan ve yaşayacak tüm kadınlar daha anneannelerinin karnındayken vakıf olurlar bu bilgiye. Kadınların birçok hali ikirciklidir belki ama en çok da ayrılıkları…

Hayatlarının birçok dönemini evrimleşerek yaşarlar. Çocukluktan ergenliğe, ergenlikten kadınlığa, bekarlıktan evliliğe, tek kalpli bedenden iki kalpli bedene, doğumdan anneliğe, aylık döngülerden menopoza…

Ve her dönüşümde bir önceki hallerini kendi elleriyle toprağa verirler, genellikle de ölülerinin ardından yas tutmaya bile fırsatları olmaz. En büyük erginlenmelerinden biri de anne babanın evinden ayrılıp başka bir eve ait olma sürecindedir. Bu süreç her ne kadar büyük bir mutluluğa ve aşka gebe olsa da yasa, hasrete, acemiliğe, kendi başının çaresine bakmaya da gebedir. Kendi hayatının hem direksiyonuna geçmeye hem de direksiyonu bambaşka bir kültürde büyümüş biriyle paylaşmaya gönüllü olmaktır. 

Sema işte tam bu eşikte odasına göz gezdiriyordu. Tek kişilik yatağı, yatağının üzerinde ilk maaşı ile aldığı kedi desenli pikesi. Ne çok zamanına eşlik etmişti bu yatak; ağlamalarına, gülmelerine, sınav zamanları sabahlara kadar ders çalışmalarına. Koyu renk ahşaptan çalışma masasına baktı sevgiyle. Üst kısmında kitaplığı olan, yanında çekmeceleri bulunan eski usül bir masaydı. Masanın arkalığına yapıştırdığı, ortaokul yıllarından bugüne kadar çeşitli dönemlerden kalma fotoğrafları geçen zamandan nasibini almıştı; renklerini, canlılığını bugüne devretmek istercesine solmuştu. Bütün eşyaları ile sessizce ama şükranla vedalaştı.

Sema gelinliği üstünde, annesinin evinin kendi evi de olduğu son anların farkına varmanın hüznü ile aynadaki aksine bakıyordu. Odaya giren annesinin dolu dolu ama ışık saçan gözleri ile karşılaşınca, göz pınarlarında zapt ettiği inciler bir anda ardı arkasına dökülmeye başladı. Annesi önce Sema’nın saçlarını ve duvağını okşadı, sonra ellerine bir öpücük kondurdu. “Otur bakalım güzel kızım, ben babanla evlenirken anneannemin bana anlattığı bir hikâye vardı, onu sana anlatmamın tam zamanı. Keşke anneannen bizi bu kadar erken bırakmasaydı da sana da o anlatabilseydi,” dedi ve başladı anlatmaya.

“Bundan çok zaman önce, çok ama çok eski zamanlarda, hatta belki Göbeklitepe kadar eski zamanlarda insanlar arasında hâkim olan bir kırmızı düğüm inanışı varmış. Bu inanışa göre iki insan birbirini seçtiğinde, yarısı beyaz yarısı siyah bir ip ile birbirlerine bağlanırlarmış. Bu ip iki taraftan biri vazgeçene kadar ilişki boyunca varlığını sürdürür, hatta ilişkilere yön verirmiş.  İnanç bu ya, gönüller birbirini seçince kendiliğinden beliren bu ip, iş sevdalıktan öte birlikteliğe dönüşünce, ortasında kırmızı bir düğüm peyda olurmuş. Bu kırmızı düğüm tam siyah ile beyazın ortasında olduğu için ilişki adına hem dengeyi hem de al renginden ötürü aşkı ve tutkuyu temsil edermiş. Ama aşk ilişkisi söz konusu olunca da dengelerin bozulması biraz kolay olabilirmiş. 

Kırmızı düğümle başlayan ilişki, zamanla siyah ve beyaz düğümlerle devam edermiş. Aşıkları birbirine yaklaştıran her davranış, söz, duruş hatta bazen susuş beyaz tarafta bir düğüm olarak belirir ve ilişkiyi sağlamlaştırırmış. Aşıkları birbirinden uzaklaştıran her kavga, bağırış çağırış, kötü söz ve eylem ve hatta bazen susuş siyah tarafta bir düğüm olarak belirir ve ilişkinin temellerini sarsarmış. Ama bazı aşıklar siyah tarafa attıkları düğümleri öyle güzel çözer, öyle tatlılıkla hallederlermiş ki, bu siyah düğümler bir anda beyaz tarafa geçer ve temelleri sarsmak şöyle dursun, sağlamlaştırırlarmış. 

Gel zaman git zaman ilişkide dengeler değişir, beyaz ve siyah düğümler çoğalırmış. Geçinmeye gönlü olanlar bir yolunu bulup geçinip giderken; bazıları hem kendi kalpleri hem sevdiklerinin kalpleri ile bağlantısını koparıp arafta süzülür ne gidebilir ne de kalabilirlermiş. Kimileri ise siyah tarafa o kadar çok düğüm atarmış ki bu görünmeyen düğümler iki tarafın da boğazına oturur, nefeslerini kesermiş. Hani inceldiği yerden kopsun denir ya… İşte aslında ilişkiler inceldiği yerden değil, düğümlendiği yerden koparmış.”

“Sema, güzel kızım, ipek saçlım, bu hikâye bizim ailede her evlenen kadına ve erkeğe anlatılır. Anlatılır ki herkes sevdiği ile arasındaki bağın kıymetini bilsin, bir şey yapacağı zaman dönsün düşünsün, ben bu yaptığımla ne tarafa düğüm atıyorum? Sen sen ol, önce kendinin ve kalbinin, sonra sevdiğinin kıymetini bil kızım.” 

Annesi Sema’nın elini tuttu tekrar ve ayağa kaldırdı. “Bu kırmızı kurdeleyi beline bağlıyorum güzel kızım ama bu kurdele şu dönemde sanıldığı gibi bekaretin sembolü değil, bu kırmızı düğüm sizin ilişkinizin başlangıcının sembolüdür. Dileğim odur ki, yıllar sizi eskitmesin, aşkınız, heyecanınız, saygınız daim olsun, kutlu olsun. İlişkiniz düğümlendiği yerden büyüsün, çoğalsın.”

Sema eli annesinin elinde, gözünden akan yaşlara inat sevdiceğini görünce ışıldayan yüzüyle attı adımını eşikten. Kendi düzeninde ve kendi evinde yaşamaya giden ilk adımıydı bu. Aklında annesinin anlattığı hikâye dönüp duruyordu. Acaba onların ilişkisi beyaz düğümlerin çoğunluğunda ahenkle devam edebilecek miydi, yoksa düğümlendiği yerden kopacak mıydı?

Aslı Oral Küçük

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı Çık