Farklı Olmak Kusur Değildi

Çizer: Umay Karlıbel Saraç

Yuvarlak Göl Mahallesi’nde herkes düzgün ve pürüzsüzdü. Daireler mükemmel yuvarlaktı, kareler tam dört köşeli, üçgenler keskin ve düzgün. Bu mahallede yaşayanlar kendileriyle ve mükemmel dış görünüşleriyle içten içe gurur duyarlardı. Göl mahallesinde yerdeki yön çizgilerinden sokak lambalarına kadar her şey tam ölçüsündeydi. 

Mahalleye yeni taşınan Penta ise öyle değildi.
Beş köşesi vardı Penta’nın ama köşelerinden biri diğerlerinden uzundu. Biraz çıkıntılı, biraz yamuktu.  Her sabah aynanın karşısına geçer, parmağıyla yamuk köşesini düzeltmeye çalışırdı.

O sabah hem heyecanlı hem de tedirgindi. Okulun ilk günü nasıl geçecekti? Merak ediyordu.

İlk teneffüs bahçeye çıktığında çocuklar top oynuyordu. Penta bir süre kenarda durdu, izledi. Top havada uçuyor, herkes eğleniyordu. Penta top oynamaya bayılırdı. 

Derin bir nefes aldı ve yanlarına yürüdü.

“Ben de oynayabilir miyim?” dedi çekinerek.
Daire topu tuttu. Diğerleri de durdu. Hepsi Penta’ya baktı.
Bir sessizlik oldu. O tuhaf ve uzun sessizliklerden.
Sonra Daire, Kare’ye baktı. Kare omuz silkti. Üçgen yere baktı.

“Takımlar tamam” dedi Daire sonunda. “Yer yok.” 

Penta sahaya baktı.  Sahada beş kişi vardı. Takımların eşit mücadele etmesi için aslında bir kişi daha alabilirlerdi. 
Ama bunu söylemedi. Kısık ve üzgün bir sesle “Tamam” diyebildi sadece. 

Döndü, kenara yürüdü. Adımları ağırdı. Arkasından tekrar gülüşmeler başladı, top yeniden havaya kalktı. Sanki hiçbir şey olmamış gibi.

Penta duvara yaslandı. O uzun köşesi taşa değdi, biraz acıttı. Gözleri doldu ama ağlamadı. Ağlarsa görürlerdi.

Teneffüs bitti. Herkes içeri girdi. Penta en son girdi.

O gün öğleden sonra derste sessizce günün bitmesini bekledi, derse hiç katılmadı.  Sadece o uzun ve yamuk köşesine baktı. “Keşke sen olmasaydın” diye düşündü. “Belki o zaman beni de oyuna alırlardı.” dedi.
Ta ki o salı sabahına kadar.

O gün mahallede büyük bir telaş vardı. Parkın demir kapısı sıkışmıştı. İçeride küçük Üçgen ile tombik Yuvarlak kalmıştı. Teneffüste oynarken kapı üzerlerine kapanmış, bir türlü açılmamıştı. Mahallenin büyükleri sırayla denedi. Kare güçlü elleriyle itti. Daire bütün gücüyle yuvarlandı kapıya. Üçgen keskin köşesiyle dürtükledi. Kimse kapıyı açamadı. Kilit, dar ve derin bir oyuktu. Hiçbiri giremiyordu içine.

Penta olanları uzaktan izliyordu. Kapıya ve kilide, sonra da kendi uzun köşesine baktı.
Yavaş adımlarla kapıya doğru ilerledi. Kısık bir sesle “Bir deneyebilir miyim?” dedi.

Büyükler şaşkınlıkla Penta’ya baktılar.  Park bekçisi yaşlı Daire hafifçe güldü.
Öğretmenleri Oval Hanım ise “Tabii sen de bir dene bakalım” dedi. Oval Hanım’ın teşvik eden sesi Penta’ya cesaret verdi. 

Penta eğildi. Uzun köşesini yavaşça kilit oyuğuna dayadı. Tam oturdu. Nefesini tuttu. Sonra usulca döndürdü.

Tık.
Kapı açıldı.
Sessizlik oldu önce. Uzun bir sessizlik.
Sonra içerideki küçük Üçgen dışarı fırladı ve Penta’ya sarıldı. “Teşekkür ederim!” diye bağırdı. Tombik Yuvarlak da arkasından koştu gülerek.

Penta çok şaşkındı. Daha önce kimse ona sarılmamıştı bu mahallede.

Oval Hanım eğildi, gözlerinin içine baktı.
“Senin o köşen bugün iki çocuğu kurtardı” dedi. “Bunu kimse yapamadı.”


Herkes Penta’ya teşekkür etti.
Akşam eve gururla döndü. Penta aynaya baktı yine, parmağını o uzun ve yamuk köşesine götürdü. Ama bu sefer düzeltmek için değil. Sadece selamlamak ve sarılmak için.

Daire ertesi gün okul bahçesinde yanına geldi. Gözlerini kaçırdı, elindeki topa baktı ve biraz da çekinerek,
“Top oynayalım mı?” dedi sessizce.
“Olur” dedi Penta. 

Top havaya kalktı. Daire attı, Kare koştu, Üçgen bağırdı.
Sıra Penta’ya geldi.

Top geldi. Penta durdu, nefes aldı. Bütün gücünü toplayarak o uzun köşesiyle vurdu.
Top öyle yükseğe çıktı ki bir an güneşin önünden geçti. Herkes yukarı baktı. Kimse konuşmadı.
Top yere düştüğünde Daire’nin ağzı açık kalmıştı. Kare gözlerini kısmıştı. Üçgen “Vay be!” diyebildi sadece.

Penta topu izledi. Ellerine ve uzun yamuk köşesine gururla baktı.
Daire yanına koştu. “Nasıl yaptın bunu?” dedi.

Penta omuz silkti. Ama bu sefer utanarak değil. Hafifçe, özgürce.
“Bilmiyorum” dedi. “Sanırım ben böyleyim.”

Daire ile birlikte, sabahları aynada düzeltmeye çalıştığı, taşa değince acıtan, “keşke olmasaydın” dediği o uzun ve yamuk köşesine baktılar. 

Birlikte gülmeye başladılar.

Fatma Çelik

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top