
Çizer: Umay Karlıbel Saraç
Fağaçlar, ormanın derinliklerinde yaşayan, sevimli canlılardı. Gövdeleri genç bir ağaç gibi kahverengi ve girintili çıkıntılı, başları ise geniş koyu yeşil yapraklarla kaplıydı. Büyük elleri ve ayakları vardı. Burnu bir kuşun burunları gibi sivri ve uzun, kulakları ise düğme kadar küçücüktü. Meraklı ve naziklerdi, hayal kurmayı çok severlerdi. Ormanda çoğu kişi fağaçları göremezdi, çünkü onlar ağaçların diplerinde yaşarlardı. İnsanlar görse bile onları ağacın bir parçası sanarlardı.
Fağaçların en meraklısı olan Fiso, dostlarından yeni hikayeler dinlemeyi severdi. Fağaç Fiso, bir gün her zaman yaptığı gibi dostu akrep Kıskaç ile sohbet ediyordu. Kıskaç gezdiği yerleri, yediklerini, gördüklerini anlattı Okyanusun maviliğini, kıyıya vuran dalgaların ışıltısını, uçsuz bucaksızlığını ve yüzmenin verdiği o tarifsiz duyguyu… O gece Fiso saatlerce hayal kurdu. “Ben de bunu yaşamalıyım.” diye düşündü. Ama yüzmeyi bilmiyordu, okyanustan çok uzakta yaşıyordu ve oraya nasıl gideceğini bilmiyordu. İçten içe bu maceraya atılmaktan korksa da oraya nasıl gideceğini dostlarına sormaya karar verdi.
Önce yaşlı bir at olan Fişek’in yanına gitti. “Ben uçsuz bucaksız okyanusu görmek ve yüzmek istiyorum ama oraya nasıl gideceğimi bilmiyorum.” dedi. Fişek gülümseyerek Fiso’ya, memnuniyetle onu götürebileceğini söyledi. Şimdi sıra nasıl yüzebileceğini çözmeye geldi. Yüzme konusunda iyi olduğunu bildiği Kıskaç’ın yanına gitmeye karar vermişti. Kıskaç “Okyanusa ulaştığında hissedeceksin. Suya kendini bırakıp içinden geleni yap.” dedi. Fiso tam olarak ne yapacağını anlamadı ama Kıskaç’a güvenip yola çıktı.
Fişek’in sırtına çıktı, uzun süre ilerlediler. Fiso, Fişek koşarken üzerinde durmakta zorlanmasına rağmen çok eğleniyordu. Yaşlı bir at olsa da Fişek gerçekten çok hızlıydı ama bir süre sonra yoruldu. “Durup dinlenmeliyim daha fazla gidemiyorum.” dedi.
Ne yapacaklarını düşünürlerken göç eden bir kuş sürüsü gökyüzünden yanlarına kondu. Aralarından bir kuş “Neden bu kadar üzgün ve yorgun görünüyorsunuz?” diye sordu. Fiso okyanusa gitmek istediğini fakat yolu bilmediğini anlattı. Fişek ise çok yorulduğunu ama arkadaşını yarı yolda bırakmak istemediğini söyledi. Başka bir kuş “Göç edeceğimiz yer okyanusa yakın, biz seni biraz daha yakına götürürüz.” dedi. Fağaç Fiso, dostu Fişek’e yardımcı olduğu ve elinden geleni yaptığı için teşekkür etti.
Kuşlar, Fiso’yu bulutların üzerinde dolaştırdılar. Ona dünyayı yukarıdan gösterdiler. Yukarıdan her şey ne kadarda küçüktü. Filler, zürafalar ve gergedanlar karınca kadar görünüyordu. Göç ederken kuşlar beni kesinlikle göremiyorlardır diye düşündü. Fiso’yu okyanusa en yakın yere yavaşça indirdiler. Fiso kuş sürüsüne bu deneyimi yaşattıkları için teşekkür etti.
Tek başına kalınca bir ağacın dibine oturdu. Nerede olduğunu, ne yöne gideceğini, ne yapacağını bilmiyordu. Biraz da korkuyordu. Etrafa bakarken, yerdeki karıncaları gördü. Buldukları yemek kırıntılarını azimle taşıyorlardı. Küçücük bedenleriyle doğrusu iyi iş çıkarıyorlardı. Kaplumbağa Vosvos’tan öğrendiği kadarıyla karıncalar yön bulma konusunda çok başarılılardı. Karıncaların yanına gitti. Karıncalar hemen “Neyin var?” diye sordular. Fiso bütün hikayesini anlattı. Karıncalar hiç tereddüt etmeden “Üzülme, biz sana yolu gösteririz.” dediler. Fiso onlarla birlikte sabırla, adım adım ilerledi ve sonunda okyanusun kıyısına vardı.
Fiso dalgaların sesini duydu. Yüreği hızla çarptı, çok heyecanlıydı. Heyecanını bastırmaya çalışmadan, tadını çıkararak yavaş yavaş okyanusun kenarına geldi. Bir an durdu. Sonra dostu Kıskaç’ın dediği gibi yaptı, kendini derin sulara bıraktı. Dalgalar onu taşıdı. Okyanusun içinde dans eder gibi yüzerken fark etti ki; ağaç bacakları, yassı ve geniş gövdesi, kocaman elleri ve ayakları yüzmek için sandığından çok daha uygundu. Okyanusta dalgalarla birlikte süzülürken artık yüzmenin nasıl bir his olduğunu biliyordu. Mutluydu, çünkü sonunda olması gereken yerdeydi.
Kübra Piri Çapan