
Çizer: Ayşın Bayram
Uzuuun uzuunn yıllar önce rakamlar ve harfler yeni icat edildiğinde, herkesin yerinin belli olduğu, rakamların sadece hesap kitap, harflerin sadece yazı için kullanıldığı zamanlarda bir zamanmış. Hesap kitapla uğraşanların kelimelerle işi olmaz, edebiyat parçalayanların rakamlara işi düşmezmiş. Herkes sadece kendi gibilerle takılır, sadece kendi gibilerin dilinden anlarmış. Rakamlarla harflerin, rakamcılarla harfçilerin takıldığı, zamanın kahvehaneleri bile farklıymış.
Birileri evleneceği zaman, birbirleri ve doğacak çocukları ile anlaşabilmek için sadece kendi içlerinde evlenirlermiş. Çünkü iki rakamın veya rakamcının çocuğu da rakamcı, iki harfin veya harfçinin çocuğu da harfçi olurmuş. Bu düzen çoook uzun zaman böyle devam etmiş.
Derken günlerden bir gün X harfi yolunu kaybetmiş ormanda. Etrafta daha önce hiç görmediği uzun ince yapraklı ağaçlar ve çimlerde minik mavi çiçekler varmış. ‘’Karanlık çökmeden önce eve dönmenin bir yolunu bulmalıyım’’ diye düşünmüş. Yolunu bulmaya çalışıp, bir sağa bir sola koştururken, 2 rakamı çıkıvermiş karşısına. Dapdaracık patikada ne sağa ne sola kıpırdayamazken, ikisi de şaşkınlıktan ne yapacaklarını bilemeyip kalakalmışlar öylece… Durup süzmüşler birbirlerini baştan aşağı. Aralarında da bir elektriklenme olmuş hani, zıt kutuplar misali… Bakışmalar uzadıkça, merak da artmış artmasına ama ikisi de hızlıca sıyrılmışlar o büyülü etkiden. Ve birbirlerini görmemişçesine devam etmişler yollarına. Yolun darlığından sebep o kadar yakın geçmişler ki birbirlerine, çam kokularını yutmuş ten kokuları burunlarına sızarken.
Hayat bu ya, hissettiğin bir şeyi hissetmemişsin gibi yaşama izni vermez, kalbi olanlara… Bizim harf ve rakamı almış bir merak, “Acaba konuşsa mıydık? Acaba biraz daha dursa mıydım orda?” soruları ile boğuşmuş ikisi de günlerce. Derken X harfi “Tekrar geçeyim bakayım oralardan” demiş, 2 durur mu o da nicedir oralarda gezinmekteymiş. Karşılaştıkları anda ikisi de gülümsemiş bu sefer, X’in yanağındaki gamze dolmuş 2’nin gözlerine… Gene konuşmaya cesaret edememişler ama aralarında milat olmuş o gün ve o gülümseme.
Hiç sözleşmemiş olmalarına rağmen her gün aynı saatlerde, aynı yerden geçmeye ve her geçen gün daha uzun süreler orada oyalanmaya başlamışlar. Bir gün X harfi elinde bir çiçekle gelmiş, usulca uzatmış çiçeği 2’ye. “O kadar güzel bir çiçek ki sen de gör istedim ve sanırım gözümün gördüğü tüm güzellikleri seninle paylaşmak istiyorum.” demiş. 2 şaşırmış önce. Harfler hakkında duyduğu onca olumsuz söylenti kulaklarında çınlamış bir an. Bedeni kaskatı kesilmiş stresten ve heyecandan. Terslemek istemiş X harfini, cüretini ahmakça bulurken, cesaretini takdir etmiş içten içe. Arkasını dönüp gitmekle, elini uzatıp çiçeği almak arasında salınmış zihni bir süreliğine. En sonunda söylentilere değil de hislerinin rehberliğine inanmayı seçmiş. Uzatmış elini usulca çiçeğe.
X harfi ve 2 rakamı aylarca devam ettirmişler bu gizli buluşmaları. Kimi zaman saatlerce konuşmuşlar, kimi zaman uzanıp gök yüzünü izlemişler, kimi zaman farklılıklarının getirdiği değişik bakış açılarıyla tartışmışlar. Her geçen gün aralarındaki bağ kuvvetlenirken, ne diğer harflerin ne de diğer rakamların haberi olmamış bu aşktan.
Yaz akşamlarından bir akşam, rüzgar esmeden adeta dalları okşarken, güneş batmıyormuş da gökyüzünü bir tual tadında boyuyorken, ormanın en yüksek tepesindeki, en yüksek ağaçta sarmaş dolaş göğe bakıyormuş bizim aşıklar. 2 demiş ki “Artık söyleyelim bu aşkımızı, gizli saklı kıyılarda köşelerde yaşamayalım.” X biraz korkmuş önce ama sonra hak vermiş sevgilisine. Günlerce ne yapacaklarını konuşmuşlar ama bir türlü çıkamamışlar bu işin içinden. Birbirlerinden bunca keskin sınırlarla ayrılmış iki farklı topluluğu nasıl bir araya getireceklerini bilememişler. Derken “En iyisi bizden daha bilge birine danışalım, belki o bizim için bir çözüm yolu bulur” demişler. O zamanın bilgelerini araştırmışlar, bakmışlar ama ikisini bir araya getirmeye cesaret edecek birini bulamamışlar bir türlü. Günlerden bir gün Bağdat’ta bir alimin adı çalınmış kulaklarına, çok methini duymuşlar bu adamın. Düşmüş bu iki aşık Bağdat yollarına, az gidip uz gidip, varmışlar alimin makamına.
Harezmi* dinlemiş bizim harf ve rakamı. Ama o da şaşkınlıktan ne yapacağını bilememiş önce. Biraz zaman istemiş aşıklardan, “Ben enine boyuna düşüneyim nasıl yaparız, ne yaparız da birbirinize katarız sizi” demiş. Gecelerce çalışmış alim, harfi rakama eklemiş olmamış, rakamı harfe eklemiş olmamış… Bir gece uykusuz, kalem kağıt elinde sabahlarken, aklına bir sürü soru üşüşmüş. Mesela kim kime niye aşık olur? İlk sevdiğinle sonra sevdiğin birbirine benzer mi? Kötü kötüye, iyi iyiye mi aşık olur ya da zıt kutuplar birbirini çeker mi? Herkes kalbiyle mi sever yoksa aklın da sevgide payı var mı? Kiminin aşkı cana can katarken, kiminin aşkı nasıl böyle hırpalar? Kimi aşklar kalp atışlarını arşa çıkarırken, kimi aşklar nasıl huzur verir? Ya da huzur veren aşksa, yaralayan da aşk mıdır? Aşkın kimyası varsa, matematiği de var mıdır? Aklında bu sorularla uyuya kalmış Harezmi.
Sabah uyandığında kafası daha da karışıkmış, “Ne karmaşık şey bu aşk” diye düşünmüş. “Hiçbir mantığa oturmuyor, ne çok değişken var ve denklemin iki tarafı da asla birbirine eşitlenmiyor.”
O an bir ışık çakmış kafasının içinde. Başlamış gece gündüz çalışmaya Harezmi ve harfle rakamın aşkını sonsuza dek mühürleyecek formülü bulmuş sonunda. Madem aşk bilinenden çok bilinmeyen taraftan düşüyormuş kalplere, bunun matematiksel ifadesi de değişkenlerden ve bilinmeyenlerden düşmeliymiş akla.
2 bilinmeyenli denklemler X ve 2’nin aşkından doğmuş böylece… Onların aşkı sonsuza giderken, biz insanlara da denklemlerin ve aşkın bilinmeyenleri kalmış…
Aslı Oral Küçük
*Harezmi : matematik, gök bilim, coğrafya ve algoritma alanlarında çalışmış Fars bilim insanı. Hârizmî 780 yılında Harezm bölgesinin Hive şehrinde dünyaya gelmiştir. 850 yılında Bağdat‘ta ölmüştür.
Hint rakamları üzerine yaptığı çalışmaların Latince çevirileri ondalık konumsal sayı sistemini 12. yüzyılda Batı dünyasına tanıtmıştır. Hârizmî’nin Tamamlama ve Dengeleme ile Hesaplamaya Dair Özlü Kitabı doğrusal ve ikinci dereceden denklemlerin ilk sistematik çözümünü sunmuştur. Cebiri bağımsız bir disiplin olarak öğreten, “indirgeme” ve “dengeleme” (denklemin farklı taraflarındaki benzer terimlerin aynı tarafa alınarak sadeleştirilmesi) yöntemlerini tanıtan ilk kişi olduğu için, Hârizmî cebrin atası ya da kurucusu olarak tanımlanmıştır. Cebir alanındaki çalışmaları, 16. yüzyıla kadar Avrupa üniversitelerinde temel matematik ders kitabı olarak kullanılmıştır
Muhteşem bir öykü canım Aslı, kelime ve harfin buluşmasını, x ve 2’nin aşkını çok sevdim. Devamını bekliyorum.☺️💙