5760 Dakika

Çizer: A. Silvia Aydoğan

00:47
Hala kalbim hızla çarpıyor. Yine… Kapımın arka arkaya çalmasıyla uykumdan fırladım. Gözlerim yarı kapalı halde hole kadar ezbere gittim. El yordamıyla kapının kolunu bulup, açtım.

“Yeter artık öğretmen hanım! Geceleri uyku uyuyamaz olduk, şu çocuklarının gürültüsünü kes!” 

Baykuş’un dolduruşa getirdiği komşulardan biri, iki hafta içinde beşinci kez kapımdaydı. Bu lanet olası evde, uğuldayan rüzgardan ve duvarların çıtırtısından başka hiçbir şey duymadığımı söylemeye hazırlandığım sırada içimi bir korku kapladı. İlk defa çocuklardan bahsediyordu. Çocuğumun olmadığını söylemiştim. Okuldaki çocukları mı kastediyordu? Bilmiyordum. Sormama da fırsat vermedi.

Komşu kadın, sesinin gücünü arttırarak, durmadan konuşmaya devam etti. Titreyen ellerimle kapıyı kapatıp, kilitledim. Kapının ardındaki öfkeli gözlerini hala bedenimde hissedebiliyordum.

“O çocukların sesini kesmezsen polise gideceğiz!”

Kadının haykırışlarına aldırmadan zihnimin odacıklarında dolaşan tek bir şey vardı: Baykuş… Buraya taşındıktan iki üç gün sonra, yaklaşık bir buçuk hafta öncesi, mahalledeki bu dağınık giyinimli kadına neden böyle dediklerini Hatice Teyze’ye sormuştum. Gözlerini ürpertiyle açıp bakışlarını bana dikmişti. Uzun zamandır bu ismi duymuyor gibiydi.

“Pek konuşmaz ama her şeyi görür. Özellikle de geceleri…”

Şimdi anlıyordum. Gündüzleri neredeyse ortalıkta görünmüyordu. Fakat gece olduğu an mutlaka benim huzurumu kaçıracak bir şeyler buluyordu. Kendi olmasa bile, başkalarını üstüme salıyordu. Geleli çok olmadı, sanırım buraya daha fazla dayanamayacağım.

17:20
Sınıflardaki sıvası dökülmüş duvarların renklerinin değişeceğini söyledi müdür. Yeterli bütçe olmadığı için bizlerden para istediler. Durumumu henüz toparlayamadım, canım sıkıldı. Bir yandan bütün gün çocukların huysuzluğu ile uğraştım. Bana dersi anlattırmamak için ellerinden geleni yaptılar. Evimin kapısına vardığımda, kilidi zorlanarak açtım. Salon girişinin sol tarafında, çamurlu ayak izleri gördüm. Çocuk ayakları. Gözlerimi birkaç kez hızlı hızlı kırptım. Her yer tertemizdi. Yorulan zihnimin bana oyun oynadığını düşünmeye başladım.

10:36
Yeni mahallemde geçirdiğim ikinci haftasonum. Hangi gündeyiz bilmiyorum. Ellerimde poşetlerle marketten dönerken, dalgınlıkla en dar sokağa saptım. Berberin kapısında duran Baykuş’u fark ettim. Selam verip vermemek konusunda tereddüt ettim. Geçip gitmeye karar versem de neredeyse burunlarımızın birbirine değeceği bir mesafe vardı aramızda. Gülümsemeye çalıştım. Sessizce beni izledi. Hangi günde olduğumuzu bilmiyorum, saatin tıkırtılarını duyabiliyorum.

14:49
Poşetleri eve bıraktım. Mahalleden biraz uzaklaşmaya ihtiyaç duydum. Hava çok güzel. Manzaranın güzel göründüğü bir bankta oturuyorum. Uzun bir yürüyüş yapma niyetindeyim. Sanırım nezle oluyorum. Vitaminlerimi almadığımı fark ettim. Sanki yarın okul var.

03:12
Birdenbire uyandım. Evde keskin bir yanık kokusu ciğerlerime doldu. Görünürde duman yoktu. Yatağımdan kalkıp odaları kontrol ettim. Mutfak tezgâhında, dün okuduğum kitabın sayfaları paramparça edilmişti. Yanında da yanmış bir kibrit vardı. Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu sanki. Birisi evime girmiş olmalı. Ama kapılar kilitliydi. Uyuyacak kadar güvende hissetmiyorum. Kapı kilitli.

07:50
Okula giderken mahalledeki kadınlardan biriyle selamlaştım. Dün gece yanık kokusu alıp almadığını sordum. Bakışlarını tuhaf tuhaf üzerimde gezdirdi.

“Bana bak öğretmen hanım, ne demeye getiriyorsun sen? Buraların havası yaramadıysa tuttuğun gibi gitmeyi de bileceksin. Bize tuhaf tuhaf laflar etme.”

Şaşırdım. Gerçekten evime mi girmişlerdi? Birden bire kadının arkasından hızla Baykuş geçti. Anlaşılan bu kadın da dolduruşa getirdiklerinden biriydi. Bir süre öylece durdum.

12:06
Kardeşim üç gün önce beni arayacağını söylemişti. Aklımdan çıkmış. Sanırım buraya alışıp alışamadığım konusunda endişeli. Burada her şeyin yolunda olduğundan bahsetmiştim. Henüz aramadı. Meraklandım. Artık her şeyin yolunda olduğundan emin değilim… Derste böyle şeyler düşünmemeliyim. Zihnim dağılıyor. Öğle arasına dört dakika var.

06:45
Bütün gece uyuyamadım. Yüzümü yıkamak için banyoya gittim. Aynadaki buğuda belli belirsiz bir şeyler yazıyordu. Okuyamadım. Yazdığına eminim. Gözlerimi ovuşturup tekrar baktım. Yazı gitmişti. Gözlerimin beni aldattığını mı düşünmeliyim? Sanırım rüya görüyorum. Çok yorgunum.

20:??
Meydanda bütün mahalle toplanmıştı. Birinin düğün kalabalığı. Baykuş, etrafındaki kadınlara bir şeyler anlatıyordu. Kadınların bakışlarından rahatsız oldum. Şu an saatin kaç olduğunu bilmiyorum.

01:44
Karnımın guruldadığını hissettim. Açım. Mutfak tezgahına yaklaştığımda içimdeki korkuyu tutamadan bir çığlık patlattım. Bedenim karıncalanıyor. Kesik bir oyuncak bebek kolu tezgahta duruyordu. Burnuma is kokusu doldu. Çocuklar mı gülüyor? Hayır. Duymuyorum. Sanki yaklaşan ayak sesleri duyuyorum. Yaklaşıyor. Kalemim bitmek üz

08:03
Karakoldayım. Biraz dışarda beklememi söylediler. Masanın üzerine bebeğin kolunu bırakmıştım. Şikayetçi olduğumu söyledim. Genç memurun yüzündeki alaycı gülümseme, sinirlerimi bozdu. Hakkımda şikayet varmış. Okulumdaki çocuklarla ilgili. Kadınlardan şikayetçi olduğumu söyledim. Özellikle Baykuş. Sanki birden bire yüzünü endişe kaplamıştı. Gerçekten uyumalıyım.
“Çocuğunuz var mı?”

09:12
Koridordaki sandalyede sızmışım. Memur beni dürterek uyandırdı. Mahalledeki kadınlar koridorun diğer ucundan bana bakıyordu. İçeri girdim. Kendini doktor olarak tanıtan bir kadın yüzüme bakıyordu. Bütün o kadınların şikayetlerini anlatmaya başladı.

“Kapınıza gelen kadınlar aslında çocuk sesi falan duymamış. Mahallede sizin, çocuklara eziyet ettiğiniz gibi bir dedikodu yaymışlar sanırım. Kapılarının altından aynı isimsiz notlar atılmış. Sizin olayı açık edeceğinizden korkmuşlar.”

Hemen lafa girip, hiçbir şey yapmadığımı söyledim. Fakat hangi olaydan bahsettiklerini anlamıyordum. Sakin olmamı söylediler. Yirmi yıl önce evimin yerinde çocuk yurdu olduğunu anlatıyorlardı. Anlamakta gerçekten güçlük çektim. Kapıma gelen kadınlar nasıl ses duymuyormuş?

Oldukça yorgunum. Yangın çıkmış. Baykuş’un adı geçti bir ara. Baykuş Ayşe. Kundaklama. Onun da öldüğünü söylediler. Zihnim uğulduyor. Mahalleli onu hiç görmemiş. 

Pencereden bana bakıyor…

A. Silvia Aydoğan

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top