Uyanış

Çizer: Umay Karlıbel Saraç

Sabahın erken saatleri, nehrin suyu hafif akıntılı. Birazdan misafirlerine ev sahipliği yapacak, nehri dolaşırken onların heyecanına ortak olacak kırmızı kano henüz uyanmamıştı. Hafifçe açtı gözlerini, kendini rüzgar sesinin uğultusuna bıraktı ve altından akan suyu dinledi. Gözü kuşları aradı. Kuşlar ötmezse gün başlamazdı. İlk misafirlerinin bir çift olacağını duymuştu dün rezervasyon konuşması sırasında. Merak etti bu çifti. Aşk tazelemeye mi geliyorlardı yoksa şehir rutininden kaçmaya mı? Ya da evlilik teklifi hazırlığındaki bir prens ve teklifin sahibi prenses miydi?

Merakla beklemeye başladı çifti. Kesin evlilik teklifi diye düşündü. Eee ne de olsa güzel bir evlilik teklifi güzel bir atmosferi hak ediyordu. Artık yola çıkma zamanı gelmiş ve genç çift iskelenin üzerinde yerini almıştı. Tam da kanonun tahmin ettiği gibi, yüzüksüz genç bir çift. Kano bugün çok eğlenecekti.

Kano yıllar içinde kendini çok geliştirmiş, üzerine çıkan herkesin içini okur hâle gelmişti. Heyecanlı mı, tedirgin mi, kendinden emin mi, yoksa sevinçten havalara mı uçuyor? Bu çiftin de enerjisini okumayı sabırsızlıkla bekliyordu. Kanoya ilk ayak basan Tutku olmuştu. Ama bir terslik vardı. Kano hemen anladı Tutku’daki tedirginliği ve karamsarlığı. Tutku’nun yerleşmek için geçirdiği her saniyede, kanonun içi biraz daha karardı. Ne bir heyecan ne de yanan bir ateş vardı içinde. Konuşmuyorlar, birbirlerine bakmıyorlar hatta dokunmuyorlardı. Ama biliyordu ki olup biteni anlamanın en iyi yolu onun zihninde akan düşüncelere yolculuktu.

İnce ince kar yağıyordu Tutku’nun beklediği otobüs durağının üzerine. Önünden geçen arabalar, kar suyuyla oluşan çamurda güç bela ilerliyordu. Tutku da yürüdüğü üç kilometre yol boyunca ayakkabılarından paçalarına kadar ıslanmıştı. Öğrenci bütçesine uygun evi, otobüs durağına ancak bu kadar yakında bulabilmişti. Ama adı gibi tutkuyla bağlı olduğu sinema televizyon bölümüne ulaşması için değil üç kilometre, yüz kilometre olsa yürürdü. Ailesinden uzakta, sevgilisiz, en iyi arkadaşlarından yoksun ve yapayalnız, yönetmen koltuğunda oturacağı günleri hayal ederek tutunuyordu hayata. Arabaları izlerken, birden sol tarafından pembe bir ses çıkageldi kulaklarına. “Üniversite otobüsü buradan mı geçecek?”. Tutku’nun içi, karşısındaki kırmızı atkılı, siyah montlu, sarışın kadını görür görmez eridi, üşümüş ayakları ısındı. Avuç içlerinden yanmaya başlayan ateş ceplerinin içinden bacaklarını yaktı ve düğümlenen boğazından çıkan tek kelime “Evet” oldu. Otobüs geldi ve ikisi de öğrenci tarifesi ile okula kadar hiç konuşmadan gittiler. Aynı durakta indiler ve sessizce üniversite içinde ayrı yönlere doğru dağıldılar. Tutku bütün yol boyunca kafasının içinde kırmızı atkılı kadın ile konuşmuş, ona hayali sorular sormuş, kendince cevaplamış ve harika bir sohbet etmişlerdi. Gelecekte çekeceği filmlerde başrol oynatmış, performansından dolayı ödüller aldırmış ve hiç görmediği yerleri sadece onunla keşfetmişti. Daha ilk görüşteki bu kadife aşk, ona ilk dokunduğunda kim bilir nasıl hissettirecek? Kano bu ana tanıklık eder etmez dondu kaldı. Nerede şimdi bu tutkulu adam? Peki hangi iskelede kaybetmişti ateşini?

İlk andan, nehirde gezintiye çıkana kadar Tutku hiç istekli değildi. Sadece ona söylenenleri yaptı, hiç soru sormadı. Bıkkın ve yorgundu. Kano, Tutku’nun içini görmeseydi buna hiç şaşırmazdı. Kalbi sanki atmıyormuş gibi heyecansız, ilgisiz ve merak yoksunuydu. Kadın ona ara ara emirler yağdırıyor, o ise sessizce uyguluyordu. Kırmızı atkıdan ne zaman buralara gelmişti artık düşünmüyordu.

Kano duruma müdahale etme gereği duydu ve bir anda kendini sertçe sağa yatırdı. Tutku’nun kalbi bir anda hızlandı, sonra kano düzeldi ama kalbi çok uzun zamandır atmadığı kadar hızlı atıyordu. Gülmeye başladı. Yaşadığı küçük heyecan onu karadaki hayatından koparmıştı. Kano nehirde hızlandı, Tutku rahatladı. Kano nehirde saga sola kıvrıldı, Tutku kendini bıraktı, çünkü artık otobüs durağına geri dönmüştü. Kano ilk görevi başarıyla tamamladığına göre artık sorunun temeline inebilirdi. Ne zaman sönmüştü ateşi?

Sabah gözlerini açmadan, mutfaktan gelen sesleri duydu. Kadın basit bir sabah kahvesi hazırlayacaktı ama bilerek ve isteyerek tekrar tekrar eşyaları bir yerlere vurarak yüksek sesler çıkarıyordu. Her çıkan ses ise Tutku’nun beynine çakılan birer çiviydi. Her çivide gözlerini biraz daha yumuyor ve rüyalarına geri dönmek için kendini zorluyordu. Bağırmak geldi içinden: “Yeter”. Ama onun yerine mutfaktan kin kokulu bir ses yükseldi: “Uyandığını biliyorum, kalk artık geç kalacağız!”. Tutku sessizce kalktı yataktan, salona doğru yürüdü. Salona girdiği anda, kadın yıllardır ezberlediği tiratlardan birine girdi. Akşam geç yatmasından, yıllardır kimsenin umursamadığı senaryo çalışmalarına, oradan hiçbir işe yaramaması, pısırık, korkak ve tipsiz oluşuna kadar saydırdı. Tutku cevaplamadı, kahvesini aldı ve sadece uzun uzun pencereden dışarıyı izledi. Ne zaman “Senden ayrılmak istiyorum” gelirdi acaba kadından diye düşündü. Döndü ve “saat kaçta bu kano işi?” diyebildi. Kadın öfkeli gözlerle baktı, omzundan düşen sabahlığını düzeltmeden dağılmış saçlarını topladı, derin bir nefes aldı ve “Saat 10’da” dedi. Tutku, kadının seksi sabahlığına rağmen hiç etkilenmeden kafasını çevirdi ve tekrar pencereden dışarıyı izledi. Tek bir anda gelmemişlerdi bugüne, adım adım döşemişlerdi anın ruhsuzluğunu.

Kano gördüklerine rağmen, o kalp atışlarıyla Tutku’yu uyandırmanın kapısını aralamıştı. Tekrar tekrar onları sıkıntıya sokarak dinledi adamın kalp atışlarını. Doğru yoldaydı, biliyordu. Bir dakika içinde en önemli kozu olan akıntıdaki virajlı kısma geleceğini hesap ederek hızlandı ve son hamlesini yaparak Tutku’yu suya fırlattı. Tutku suya düşer düşmez beyninde kıvılcımlar çakmaya başladı. Nerede olduğunu, kim olduğunu, neyin peşinden koşmadığını ve nereye yüzeceğini tekrar tekrar hatırladı. Tutku sudan kafasını çıkardı, kadının korkudan bağırdığını ve ona kollarını halat yaparcasına uzattığını gördü. Tutku kadının gözlerinin içine bakıyordu. Birden gülümsemeye başladı ve tutkuyla “Senden ayrılıyorum” diye haykırdı.

(Devamı gelecek)

Öner Hatipoğlu

“Uyanış” için 1 yorum

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top