Sadece Görkemli Bir Hayal

Çizer: Huleyde Şenlikçi

Hayal, melankolik denemeyecek kadar umutlu, hayalperest ama ketum bir kadındı. Acaba annesi ve babası ona Hayal ismini verirken neler düşünmüşlerdi?

KPSS’ye gireceği gün – aradan 13 yıl geçmişti – hiç görüşmemişlerdi ama Görkem’i gördüğüne emindi sınav salonunda.  Günü aydınlanmıştı. İçine değişik bir huzur dolmuştu. Zaman bir anda genişlemiş ve 25 yıllık hayatının sanki 50 senesi aynı anın içine toplanıvermişti, öncesi ve sonrasıyla birlikte…

12 yaşındayken, iletişim çağı henüz başlamamış, cep telefonları icat edilmemişti. O zamanlar bisikletleriyle sadece apartmanın az ilerisindeki otoparka gitmesine izin vardı.  Normalde söz dinleyen, yaramazlıkla veya kuralları çiğnemeyle işi olmayan bir çocuktu ama çocuktu ve adı Hayal’di işte. İki sokak aşağıda Görkem’in de bisikletine bilindiğinden emindi. Çünkü okulda birbirlerine anlatırlardı her ikisi de. Anneleri balkondan seslendiğinde duymaları gerektiğini, bisikletle yola çıkmanın tehlikelerini, başlarını derde sokacak durumlardan kaçınmak için neler yapabileceklerini. Diğer çocukların bu tehlikeleri göremiyor oluşuna ikisi de şaşırırlardı. Ne de olsa sınıfın en olgun ve örnek iki öğrencisiydiler… Ama o gün, artık bir daha aynı sınıfta olmayacakları zaman dilimine girmişlerdi, yaz tatilinin başlamasıyla. Hayal direnemediği bir heyecanla pedallara bastı, sınırdan çıkmıştı. Kendisini evden kaçmış gibi hissediyordu. Aslında sadece iki sokak öteye ulaşmıştı. Evet! işte Görkem oradaydı ve o da bisikletine biniyordu. Sadece selamlaştılar. İkisi de oyun sahalarını ihlal ederek aradaki iki sokakta bir aşağı bir yukarı 4-5 tur attılar. Sanki dünyayı dolaşmak gibi gelmişti Görkem’le bisiklet sürdüğü o kısa süre. Birbirlerine el sallayıp yeniden kendileri için güvenli olarak tanımlanmış alanlarına geri döndüler…

Hayal o günden sonra Görkem’i bir daha görmemişti. O’nunla iletişime geçmenin Facebook, İnstagram hatta cep telefonu gibi yolları henüz icat olmadığı için de bu durum hiç garip değildi aslında. Hoş, yaşı ilerleyip akranları Facebook kullanmaya başladığında da mevcut sorumlulukları ve hayat disiplini, o mecrada Görkem’le iletişim kurma fikrini aklına bile getirmemişti. Ama adı Hayal’di ve hayallerinde Görkem’le kurduğu diyaloglar hayatının doğal bir parçasıydı. Gerçek olsalar belki bu kadar doğal olmayacaklardı kim bilir…

Şimdi ise 50 yaşındaydı. Öğretmenlik yapıyordu. Huzurlu bir yuvası, çok sevdiği eşi ve artık kendi yollarını çizmiş, yetişkin iki evladı vardı. Hayatındaki her şey çok normal gelişmişti. Eğitim Fakültesini onur derecesiyle tamamlamıştı. Fizik öğretmeni olarak 27 yıldır çalışıyordu. Yıllar boyunca kendisi gibi öğretmen olan eşiyle binlerce öğrencisinin kalbine dokunmuşlardı. Eğitimin ve öğretmenliğin en kıymetli olduğu zamanların tadını çıkarmışlardı onlar. Evleri çalıştıkları okulların uzantısı gibiydi. Öğrencilerinin de ailesi olmayı çok severlerdi. Birisi matematik, birisi fizik öğretmeni olunca öğrencileri için de kaçırılmayacak fırsattı onların bu tutumları. Hafta sonu kahvaltıları, tatil piknikleri… Şimdilerde Montessori tarzı, Waldorf tarzı eğitim diyorlar, hayatın içinde, doğayla iç içe öğrenmeyi bir metoda bağlayıp. Hayal ve eşi yıllar boyunca öğrencilerini evlatlarından ayırmadan, evlerinde, doğa yürüyüşlerinde, pikniklerde onlara matematiği ve fiziği öğretmişlerdi. İşin aslı öğrencilerine öğrenmeyi sevdirip onları hayata hazırlayan birer öğretmen olmuşlardı her ikisi de. Doya doya çalışmışlar, dolu dolu yaşamışlardı hayatlarını. Keşke dedikleri hiçbir şeyi bırakmamaya and içmişlerdi adeta…

KPSS onlar için hayatlarını belirleyen en önemli sınavdı. Çok çalışmış ve odaklanmıştı sınava. Sınav salonunda Görkem’i görmesiyle günü aydınlanmıştı. Sınavda değil de bir film setinde gibi hissetti kendisini. Sınav çıkışı el ele tutuşup hayata yürüyeceklerdi işte.  Sorular önüne geldiğinde sayfalar, dersler, şıklar karmakarışık görünüyordu. İşin aslı sayfa numaraları, ders sıraları, cevap kağıdı her şey yerli yerindeydi de Hayal’in kafası bir güzel olmuştu. Ne okuduğunu anladı, ne de işaretlediği cevabı gördü. Neyse ki matematik soruları onun için sorun çıkarmazdı. Üzerine uzun uzun düşünmesine gerek kalmadan sayılar kulağına cevabı fısıldayıverirdi. Yine aynı şekilde çözdü kitapçıktan matematik bölümünü. Bu sefer sanki bir yandan da bisiklet sürüyor gibi çözüyordu soruları… Yalnız Türkçe öyle değildi. Okuduğunu anlaması gerekiyordu. Şıklar üzerinde tek tek düşünmesi falan. Sınavın yarısında yeni gözetmen kapıdan girdi. Hayal gözlerine inanamadı. Sevgi teyze değil miydi o?  Görkem’in annesi fakültede çalışıyordu. O an sınav gözetmeni olarak sahneye giriş yapmıştı sanki. Kapının hemen girişinde olan Hayal’in kağıdına doğru bakıp zorlandığı tarih sorularından birisi için çaktırmadan ipucu vermişti geçerken Sevgi Hoca. Hayatın içindeki sürprizlere çok inanırdı, ne de olsa adı Hayal’di. Bunca eş zamanlılık tesadüf olamazdı. Görkem’e doğru döndü. Göz göze geldiler. İçinde tsunami etkisi yapmış kelebek kanatlarına inat sanki Görkem, Hayal ve Görkem’in annesinin aynı sınav salonunda olmaları dünyanın en normal şeyiymiş gibi davranarak, sakince başıyla bir kez daha selamladı ilkokul arkadaşını.

Sınav kitapçığının sayfaları bir tomar kağıt gibi birbirine karışıyordu önünde. Son 15 dakika anonsu ile fark etti henüz fen bilimleri ve tarih sorularına hiç bakmadığını ya da o sayfaları görmediğini. Nasıl görebilirdi ki gözü 13 yıldır içten içe ne kadar özlemiş olduğunu tekrar tekrar hissettiği Görkem’e takılıp kalmıştı. Toparladı kendisini, nasıl bir odaklanmaysa kalan 40 sorunun hepsini çözdü sınav bitti anonsu duyulmadan önce. Son üç dakikada da cevapları optik forma geçirdi. Sıra dışı şeyler olmaya devam ediyordu. Bu kadar kısa sürede onca soruyu yetiştirmesinin imkanı yoktu. Ama olmuştu işte. Sevgi hoca kağıdını almaya gelince ona döndü. Kendisine boş boş baktığını fark etti. 

İletişime geçme dürtüsüyle “Semra Güven’i hatırlıyor musunuz hocam?” diye sordu. “Evet” dedi Sevgi hoca gözlerini kısarak Hayal’e bakarken. “Ben O’nun kızıyım!”. “Hayal sen misin canım kızım? Nasılsın? Neler yapıyorsun?” Görkem’in annesi ile kısa bir sohbet ortamı oluşmuştu. Demek salona girdiği anda kopya verirken Hayal’e henüz tanımamıştı kendisini. Off, al işte, bir işaret daha… 

Kalemlerini topladı, suyunu aldı, hazırlanırken uzaktan Sevgi hoca ve Görkem’in konuştuklarını duyuyordu. “Görkem Hayalle konuşman lazım!”.  “Anne yapma, beni tanıdığına bile emin değilim”. “Ben annen olarak bir tek şeyden eminim. Hemen Hayal’in yanına git ve anlat O’na…” bu cümle tamamlanamadan Hayal’in bacaklarında kendisini taşıyacak güç kalmamıştı. Zaten başı da fıldır fıldır dönüyordu. Artık gözleri de kararmıştı…

Gözünü açtığında kendisini hala 25 yaşında gibi hissediyordu Hayal sanki henüz öğretmenliğe başlamamış hayata atılmamış gibi bir his. Yatağındaydı, başını çevirdi. Yanında Mustafa iki evladının babası, biricik hayat arkadaşı insanın içine güven veren sakinliğiyle uyuyordu. Usulca sokuldu eşinin yanına ve her zaman yaptığı gibi hayatının o anına yeniden şükretti. Hayaldi işte…

Huleyde Şenlikçi

“Sadece Görkemli Bir Hayal” için 1 yorum

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top