Bağlamsız Bağlamlar

Çizer: Ayşın Bayram

Karaköy’den Beyoğlu’na yorgun tırmanan Füniküler, yanından tam tersi istikamette giden kadırganın çarpan küreğiyle anlamıştı nihayet yolunun bittiğini. Kadırga, Taksim metrosundan firar etmişti yine anlaşılan, eski günlerin özlemiyle fırsat buldukça kaçar kaçar Haliç’e ulaşmaya çalışırdı. Haliç’e ulaşamadan yakalanır karadan tırmandırılmak suretiyle metronun duvarındaki seramik panoda yerine yerleştirilirdi, yeni bir fırsat yakalayana dek.

Tünele yayılan kömürde pişmiş kestane kokusuna bakılacak olursa bembeyaz patiska çarşaflarda tarhanalar çoktan kurutulmuş, bez torbalara doldurulmuş olmalıydı. Gerçi şimdi her mevsim her şey bulunabiliyordu. Eskiden sadece Çiçek Pasajının yanındaki manavda bulunabilen mevsimsiz sebze meyveler şimdi neredeyse her semt pazarında boy gösteriyordu.

Beyaz sabun kokusu yayılıyordu büyük bahçelerde ipte kurumaya yüz tutmuş patiska çarşaflardan. Gluten bağımlısı martılar üzerinde dört dönüyor, yeni yıkanmış çarşafları kirletmek için hınzırlıklarından. Onlar için de işler kesat bu aralar. Bu mevsimde kimse simit atacak kadar oturmuyor artık tahta sıralı güvertelerde. Buğulu cama yaslanmış yorgun gözlerden sırayla geçiyor Kızkulesi, Haydarpaşa. Zaten artık kimse Haydarpaşa’nın merdivenlerinden İstanbul’a meydan da okuyamıyor. Meydan okuma tüm satıhlarda yasaklanmış
İskelede inen yolcuları kediler devralıyor martılardan bu şehirde. Balıkçı masalarına dadanmak dışında pek bir beklentileri yok kimseden. Balık pazarının tezgahlarından aşırdıkları balıklar rızklarında her daim fiks menü. Martılarından daha çok balık tüketiyor olabilirler. Avlanma yasağı bitmiş. Balıkçı tekneleri, Ege’den Karadeniz’e geçmeye çalışan ve yerleşik olan türlerin üzerine, ayırt etmeksizin atıyor büyük ağlarını. Artık kim, ne yakalarsa? Eve ekmek götürmenin telaşında birbirine karışıyor motor sesleri.

Balıkçı tekneleri ağ toplarken, sahilde nugalı şekerlemesi unutulmuş kağıt helvalar satılacakları sırayı bekliyorlar. Satıcıların ısrarı, içlerinde artık neredeyse olmayan şekerlemelerden daha yapışkan. Naylon paketlerin içinde kalmaktan yılmış her bir kağıt helva, ümitle ortaları sona bırakılıp, kuru kenarlarından yenilmeyi bekliyorlar. Kırıntıların en büyük hayali, onlardan kurtulmaya çalışan yüzlerden, parmaklardan havaya uçuşmak. Ne kadar uzağa uçabileceklerini bilmiyorlar. Ah bir güvercinin kanadına tutunabilseler…

Yeni Cami’nin güvercinleri de Boğaz hattı meslektaşları gibi erken mesaide. Buğday satan teyze ve amcalara para kazandırma derdindeler. Karın tokluğuna çalışıyorlar gün batana dek. Kendilerine küçük taslarla buğday atanları ya baharat ve şarküteri kokuları eşliğinde Mısır Çarşısı’na ya da balık kokuları eşliğinde Eminönü sahiline yolluyorlar. Trenleri makas değiştire değiştire farklı güzergahlara yönlendiren sinyalizasyoncu sanki her biri. Herkes zannediyor ki tüm gün buğday yiyip, gösteri için iki kanat çırpıyorlar. Oysa bu görevlerini kimseye fark ettirmeden yapıyorlar.

Eminönü’nün balıkçı tekneleri de zamana ayak uydurmuş. Daha çok turist çekmek için saltanat kayığı kılığında hepsi. Kaçkın Kadırga yakalanmadan Karaköy’den denize inmeyi bir başarabilse, aralarına sızıp kendini fark ettirmeden özlemiyle kucaklaşabilir belki de.

Beyoğlu’ndan Karaköy’e hep neşeyle inen ama ters istikamette hiç durmadan söylenen Füniküler, kendi zaman kavramına göre uzunca bir süredir Kadırganın kürekleriyle çarpışmadığını fark ediyor. “Bu sefer başarmış olmalı” diye geçiriyor içinden. Başarılabilir olduğunu görmek, içinde umudu yeşertiyor. O da hem daha az yorucu hem de daha eğlenceli bulduğu Tünel-Taksim tramvayının yerine geçmenin hayaline dalıyor.

Özlem Odabaşı Akıncılar

“Bağlamsız Bağlamlar” için 1 yorum

  1. Nihan Makaskesen

    Çok keyifli, umutlu bir İstanbul hikayesi olmuş Özlem’cim. Özlediğim zamanların duygusunu hissettim. ☺️

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top