
Çizer: Gülsün Göknur Demirbaş
Yetişmesi gereken işe yetişememesi, uyuya kalması, içtiği biradandı ona göre. Eğer o birayı içmeyeyim dese ve 5-10 dakika önce çıksaydı yola, o kaza yaşanmayacak ve kralla zamanında görüşüp iyi maaşlı bir danışman olabilecekti, kesindi bu. Ona göre. Tren arabasına çarptı, olan buydu. Ah o bira, diyordu, 5-10 dakika daha oturtmuştu onu. Ne olacaktı, olan olmuştu, sefil ve beş parasız kalmıştı. Trenden önce geçmeye davrandı, geçemedi.
Şimdi benzer bir bardak karşısında. Geniş tutamaçlı 50 cc yazılı… ama şimdi daha kirli ve gösterişli. Kırmızı, yeşil, mavi ve altın sarısının süslediği bayrak duvarda asılı, kırışık. Bar, koyu kestane renginde masası ve sandalyeleriyle davetkar olmaktan ziyade had bildirir bir görünüşte. Büyük başarı sahibi ve gülen suratlı asker fotoğrafları duvarda çerçevelenmişti, renksizce. Yeşil bir halı. Duvarlar ve yerse gri betondan. Bir baykuş kafesinde gün batımına bakıyor pencereden arada, çoğunlukla gözü duvardaydı ama. Köşede şişmiş, açık kahverengi kanepe üstünde Bay Tolqua kararsız ve hareketli gözlerle etrafa ama daha çok fotoğraflara bakıyordu, yani başarılara. Ona göre. Barmen bezgince yudumluyordu birasından. Telaşlıydı Tolqua. At sesleri, geçit törenindeki kalabalığın sesi geliyordu pencereden. “Yaşasın Kral!” diyorlardı, yaşasın Kral! İçerideki odada Bayan Lepetite pembe şapkası ve kıyafetleriyle -çok severdi pembeyi- başarılı finansçı Quadar’la konuşuyordu ya da cilveleşiyordu işte.
Tolqua telaşlı bakıyordu etrafına. Hareketli gözlerinin ardında düşünüyor olmalıydı içinden “Hava çok sakin bakıyorum” ki dışarıdan gelen gürültü kıyamet boyutundaydı “Fıldır fıldır gözlerle Lady’e gelmiş yine bizimki, yine benden önce. Geçen ne mutsuzdu oysa, benim ısmarladığım birayı içip bağırıyordu “Bu yaşamda sevilecek bir şey yok!” diye. Başdanışmanlık yaşamı sevdirmişe benziyor. Hanımefendiye de aşk olsun. Beni burada it gibi bırakmak, yakışır iş mi? Baykuş da ne bilge duruyor baksana.” dedi zavallı kuşa çevirerek bakışlarını. “Aptal, duvara bakıyor 2 saattir, çözdü sanırım duvarı kimin yaptığını, tarihçesini. Dön de şu çerçevelere bak be beyinsiz hayvan!” etrafa göz gezdirdi küçümseyerek Tolqua, “Her şey çok temiz, iki parmak kir ve toz koruyor eşyaları bu krallıkta.” dedi yine içinden yeni cilalı masaya elini sürerek. “ Bu hayatta sevilecek bir şey yok bu doğru.” Bir an içine bir ağlama duygusu geldi. Gözleri küçükçe titriyordu Tolqua’nın. “ Ben eskiden severdim insanları.” dedi, küçük bir çocuğun iniltisiyle.
Karşı koymak istedi Tolqua, bir eylemde bulunmalıydı, bir şey olmalı ve eski haline dönmeliydi. Cesur bir hamle yapmalıydı Tolqua, belki de içeri girip hanımefendinin ayaklarına kapanmalıydı, bağırmalıydı ben bu yaşamı sevmiyorum diye. Belki biri acırdı ona. Tolqua bunun akla yatkın olduğunu düşündü 3-4 saniye beklemenin ona bilinmedik bir yerden güç getireceğini düşündü. Gelmedi, aksine bir ağırlık geldi omzuna. Daha fazla beklemeden yapmalıydı yoksa o ağırlık artacak diye endişelendi. Topuğunu yere vurup kalkmayı düşündü cesur Tolqua, cesaretine yakışır bir şekilde yumuşadı ve yeri okşadı ayağı sadece.
Konuşacaktı ama hanımefendiyle, nefesini tuttu bir süre ve gerisin geri koştu merdivenlerden aşağı, çıktı binadan. Kralı ve yürüyüşteki kalabalığı gördü. Çok fazla gürültü var diye geçirdi içinden. Titredi. Karşı koyacaktı itilmeye ve bu Dünya’ya Tolqua. Hareket etmedi. Ağlama duygusu vardı içinde. Ne üzücü etkisiz olmak, diye düşündü. Tolqua öyle değil dedi kendine, öyle değil. İnanmalıydı, çok şey değişirdi, olurdu bu hayatta. Şimdi aklına gelmeyen bir sürü örnek vardı. Ölürse çok şey değişirdi. Aniden geldi bu fikir aklına ve bir veba etkisiyle yayıldı damarlarına, sıcak, sıvı bir ıslıkmışçasına. “Evet” dedi, “Ya ölürsem?”. Üzülürdü kral ve kalabalık hiç değilse. Eylemlerini ona göre şekillendirirlerdi, pişman olurlardı. Oldu işte. Akla yatkın buldu bunu. Silahını çıkardı ve vurdu kendini şakağından, sağ taraftan. Beklemedi, ağırlık kaldırmaya gücünün yetmeyeceğine inandığı için.
Ne olacaktı, olan olmuştu. Üzülmedi kimse. Hiçbir şey de değişmedi. Önümüzdeki aylarda kurtçukların karınları doyacaktı o kadar. Başka Tolqua’lar da çıkıyordu o merdivenleri. Çerçevelenmiş başarılı askerlerin fotoğraflarına bakıyorlardı hep. Aşağılıyorlardı duvara bakan kanatlı hayvanı. Ve iniyorlardı o merdivenleri gerisin geri koşarak. Tam şu an yattığı yerde duruyor ve istiyorlardı dünya değişsin diye. Ne diyelim, sağ olsunlar, doyacaktı önümüzdeki aylarda karınları kurtçukların.
Barış Kaan Güven
Barış canım gönlüne, sözüne, emeğine sağlık olsun. Tadı damağımda kaldı.
“Ben eskiden severdim insanları.” dedi, küçük bir çocuğun iniltisiyle. Bu ifade çok dokundu kalbime. Hikâyenin tümünde var bu dokunuşlar ancak burası Tolqua’nın hassasiyetini, kırılganlığını ortaya koyuyor.
Yeni hikâyelerde buluşmak dileğiyle arkadaşım🙏🏻🌹