Kalmak mı?

Çizer: Umay Karlıbel Saraç

Sert Kaya ve Umay kuş da şaşkındı Doğa Ana’nın bu söyledikleri karşısında. Aşklarının imkansızlığına ve kavuşamayacaklarına bu kadar inanmışken, dilleri tutulmuştu bir araya gelebilme ihtimallerine. Ama ikisi de suskundu, kalplerinden geçen bir türlü dillerine düşmüyordu. Derken Sert Kaya derin bir nefes aldı “Ben ki buraların en sert kayasıyım, bugüne kadar ne yağmur, ne rüzgar, ne deniz benden bir kum tanesi bile alamamışken, kalbimi söküp, onca uzak yollara nasıl yollarım? Ya da yolladım diyelim geriye kalan hala ben olur muyum?” deyiverdi. Umay kuş bunları duyunca yüzü gölgelendi birden, dilinin ucuna gelenleri yutuverdi sanki. Sessizlik uzadıkça ortamdaki gerginlik gözle görülür hale gelmişti.

Umay Kuş başladı sonunda konuşmaya, “Peki dedi, madem yuvayı dişi kuş yapar, ben kalayım, Sert Kaya’nın koynunda. O, zaten bana ait olan kalbini bana vermekten imtina etse de, ben onunla kalıp 6 ay boyunca uçmamaya razıyım. Sert Kaya mutlu olmuştu duyduğu cevaba, hem kendinden, duruşundan ödün vermemiş, hem de sevdiğinden ayrılmak zorunda kalmamıştı.

Doğa Ana tüm canlılara seslendi; “Aşıklar artık bir arada olacağına göre, bize de bugün bunu kutlamak düşer, akşama herkes hazırlansın, bu büyük aşkın şerefine kutlu bir şölen yapacağız.”

Ormanda hummalı bir çalışma başladı, kimisi ortalığı temizliyor, kimisi kokusu iştahları kabartan müthiş yemekler pişiriyor, kimisi müzik aletlerini kutlama yapılacak alana taşıyordu. Gün batıp da akşam olunca şölen başladı. Tüm ateş böcekleri ağaçların dallarına dağılmış, hem ortamı aydınlatıyor hem de dalları süslüyorlardı. Kuşların cıvıltısı müzik aletlerinin seslerine karışıyor, tüm canlılar müziğin ritmi ile tatlı tatlı dans ediyorlardı. Dans etmekten yorulanlar ufak gruplar halinde hem yemek yiyip, hem muhabbet ediyorlardır. Tadı damaklarda kalan bir gecenin sonuna gelinmiş yorgunlukla, iki kalbin kavuşmasına duyulan tarifsiz sevinç birbirine karışmıştı.


Gecenin sonunda Umay Kuş, usulca Sert Kaya’sının koynundaki oyuğa girmiş ve yeni hayatına ilk adımı atmış. “Kavuşmak sen ne güzel, ne sihirli kelimesin” diye düşünmüş. Seven sevdiğine kavuşunca her şey daha güzel, daha göz alıcı, her sorun daha aşılabilir görünürmüş. Bizim aşıklar için de öyle olmuş, o kadar mutlularmış ki… Günler günleri kovalarken onlar kendilerini kaybedercesine sohbetler etmişler, gün doğumlarına kadar koyun koyuna uyumuşlar, Umay Kuş, göçtüğü yerleri, göç yollarında yaşadıklarını anlatmış Sert Kayasına. Sert Kaya ise yıllardır durduğu yerden gördüğü bin bir çeşit hikayeleri fısıldamış sevgilisinin kulağına. Hüzünlü hikayelere beraber üzülmüşler, komik hikayelere beraber gülmüşler. Ama aşk bu ya, en çok beraber gülmüşler.

Zaman geçerken sert kış iyice bastırmış, Umay Kuş o küçücük bedeni ile soğuğa dayanamayacağından hiç dışarı çıkamaz, hiç uçamaz olmuş. Sert Kaya’nın içindeki küçük oyuğa sıkışmış kalmış adeta. Özgürlüğüne, uçmaya ve ailesine duyduğu hasreti, gömmüş içinin derinliklerine ve oradan çıkamasınlar diye sevdasıyla örtmüş üzerlerini iyice… Birkaç kez sevgilisine anlatmaya çalışmış, uçmaya duyduğu hasreti, uçarken nasıl hudutsuz hissettiğini… Ailesini, arkadaşlarını, göç yollarını ne kadar çok özlediğini. Ama Sert Kaya üstüne alınmış bunları, sanmış ki Umay Kuş kaldığı için pişman. Sert Kaya alınganlık ettikçe, Umay Kuş daha az konuşmaya, daha az anlatmaya başlamış. Umay Kuş daha çok sustukça, Sert Kaya daha da huysuzlaşmış. Her geçen gün azalan sohbetlerine, her geçen gün uzaklara daha çok dalan gözleri eşlik etmiş. En ufak fikir ayrılıklarından kavgalar çıkmaya başlamış, kavgaların ardı küslükleri getirmiş. Her türlü imkansızlığa rağmen bir araya gelen iki aşığın aşkı, temelden sarsılmaya başlamış.

Kış geçmese de havaların hafiften yumuşamaya başladığı günlerde Umay Kuş çıkıp biraz uçmak istemiş, Sert Kaya olmaz demiş. Ama kuş bu, doğasında uçmak var… Umay Kuş açmış kanatlarını, havalanmış göklere, uçmuş, uçmuş… Günlerdir göğsündeki ağırlık hafiflemiş sanki biraz, gökyüzünde kanatlarını havalandıran rüzgar sıkıntılarını da uçurmuş. Kafasında binbir düşünce, gönlünde bin bir his saatlerce uçmuş. Bir anda soğuyan hava ile kendine gelmiş, hava kararmaya yüz tutmuştu. Hızlıca önce geri dönmeliydi.

Umay Kuş uçup gittiğinden beri yılların sabit Sert Kaya’sı yerinde duramaz olmuştu. Ya geri dönmezse endişesi ile her geçen saatte kalbine bıçaklar saplanıyordu, içi lime lime oluyordu. Bir yanı ise “dönmezse dönmez yüz yıllardır sanki Umay Kuş mu vardı hayatımda?” diyordu. Korkusu endişesine çanak tutuyor, gururu ise dev bir ağız olmuş hem korkusunu hem endişesini yutmak istiyordu. O sırada gökyüzünde süzülen sevgilisini gördü Sert Kaya. Nasıl da özgür, mutlu ve kendi gibi görünüyordu küçük sevgilisi. Hem düğüm düğüm olan nefesi biraz rahatlamış, hem kalbi sevinçten pır pır etmiş, hem de öfkesi içini kavurmuştu.

Sert Kaya görüş alanına girince Umay Kuş onu bu kadar kısa sürede bile ne kadar özlediğini fark etmişti. Bir yanı bir an önce sevgilisinin göğsüne sığınmak istese de, kanatları o daracık alana girmemek için direniyordu. Özgürlüğü kalbine direniyor, aşkı kanatlarına zincir vuruyordu.

Umay Kuş yumuşakça Sert Kaya’nın üzerine kondu. Sert Kaya “seni çok merak ettim ve çok özledim, beni terk ettin diye ödüm koptu” diyememiş, “Nerde kaldın bu saate kadar, beni merakta bırakmaya hakkın yok demişti” en sert ve ters sesi ile… Umay Kuş ise “bu kadarcık ayrılıkta bile seni çok özledim, birbirimize bu kadar aşıkken birbirimize yazık etmeyelim” diyememiş, “Unuttun herhalde, ben bir kuşum ve aylardır uçmuyorum, fırsat bulunca biraz hava almak istedim” demişti en kırgın ve yorgun sesiyle…

Günler günleri kovalamaya devam ederken, aşıkların arası suskunluklar, konuşulmayan kırgınlıklar ve hayal kırıklıkları iyice açılmaya başlamıştı. Toprağın kendini yeniden doğurduğu zamanlar gelmiş, cemreler sırasıyla havayı, suyu ve toprağı öpmüştü. Umay Kuş’un ailesi, arkadaşları ve sürüsü dönmüştü sonunda. Umay Kuş ile kavuşmaları görülmeye değer bir şenlik olmuştu gökyüzünde. Konuşulacak, paylaşılacak çok şey vardı. O gece sürüsü ile kalacağını söyledi Umay Kuş, Sert Kaya’ya, umursamaz bir tavırla karşılaşınca şaşkına döndü. O gece ailesi ve arkadaşlarıyla sabaha kadar şakıdılar, ne kadarda özlemişti herkesi. Umay Kuş artık gündüzlerini sürüsü ile uçarak, eğlenerek, konuşarak geçiriyordu; gecelerini ise Sert Kaya’nın koynundaki oyukta, karşılıklı susarak, uyuyarak ya da uyuyormuş gibi yaparak… Kalplerinde sevgileri duruyor olsa da, iletişimleri neredeyse yok denecek kadar azalmıştı, en son ne zaman beraber güldüklerini bile hatırlayamıyorlardı. Ne ilişkilerini bitirebiliyorlar ne de devam edebiliyorlardı. Arafta asılı kalmışlardı sanki.

Umay Kuş saatlerdir hiç durmadan uçuyordu, zihni sadece uçtuğu zamanlarda duruyordu. Saatler sonra uçmaktan yorgun düştüğünde bir ağacın dallarına konuvermişti. O kadar yorgundu ki konmasıyla uyuması bir olmuştu. Kaç saat uyuduğu bilinmez, gözlerini açmasıyla, ağlamaya başlamıştı. Sarsıla sarsıla, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Aylardır içinde tuttuğu her şey, yaş olmuş gözlerinden akıyordu. Ağladıkça zihnindeki bulutlar dağılmış, kafası berraklaşmıştı. Artık bir karar vermeleri gerekiyordu, böyle devam edemezlerdi.

Hızlıca geri döndü ve dikildi Sert Kaya’nın karşısına küçük Umay Kuş. “Biz çok aşık olduk, o kadar aşık olduk ki, Doğa Ana bile kayıtsız kalamadı aşkımızın büyüklüğü karşısında ve bizi bir araya getirdi. Ama belli ki aşkımızın büyüsü, bizi bir arada tutmaya yetmeyecek. Birbirimizi kırıyoruz ve sonra onarmaya gerek bile duymuyoruz, hem kendimizi hem birbirimizi tüketiyoruz. Benden bu kadar, seni hala çok seviyorum ama burada kalmama yetecek kadar sevgi ve emeği göremiyorum. Ben bir hafta içinde sürümle birlikte göç edeceğim” dedi. Yanıt olarak Sert Kaya’dan sesli bir iç çekişten başka bir şey gelmedi.

Umay Kuş, uçtu gitti, Sert kaya durdu kaldı…
İkisinin de kalbi kırık, ikisinin de içinde cam kırıkları…

Sert Kaya yapamamıştı, kalbini Umay Kuş’a açmak istemiş, onu sarıp sarmalamak istemişti ama yapamamıştı. Sarıp sarmalamak isterken boğmuş, sevmek isterken kanatlarını kırmıştı. Şimdi daha iyi anlıyordu sevmek değildi mevzu, güzel sevebilmekti… İncitmeden, boğmadan, kanatlarını kırmadan sevebilmek…


Not : Hiçbir kadının gönlünü Sert Kaya’lara kaptırmadığı, hiçbir erkeğin Sert Kaya’ya dönüşmediği günlere…

Aslı Oral Küçük

“Kalmak mı?” için 4 yorum

  1. Saime Korkmaz Ceylan

    Aslı’m canım
    Gönlüne, kelâmına sağlık olsun.
    Dost acı söylemez, acıyı bal edip söyler demişler.
    Mesele güzel sevebilmek değil mi?
    Güzel sevenlere düşsün yolumuz ve güzel sevmeye dönsün ruhumuz.
    Yeni hikâyelerde buluşmak dileğiyle arkadaşım🌹🙏🏻

  2. Canım Aslı,
    Umay Kuş ve Sert Kaya’nın hikayesi, sevginin, emeğin, sevdiğine değer verdiğini göstermenin kıymetini hatırlatıyor. Sert Kaya’lar olmasın hayatımızda, güzel seven ve emek verenler olsun…
    Sen hep yaz, hep okuyalım…🤗🌸

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top