Çağdaş Apartmanı

Çizer: Ekin Aslanoğlu

Yağmurlu bir Ankara sabahı yine okula hazırlanmak için uyandı Ece. Rüyasında Semiha’yı görmüştü. Uyanır uyanmaz “Arayıp sesini duyayım” dedi, eşi çıktı telefona.

– Ece biz hastanedeyiz, Semiha ameliyatta telaş yapma.
– Ne demek ameliyatta ? Ne oldu Semiha’ya?
– Beyninde küçük bir kitle var onu alacaklar. 
– Tamam okul çıkışı geleceğim. 

Dedi ve kapattı. Koca Ankara sanki siyaha bürünmüştü. “Nasıl olur?” diye düşünüp durdu. Anlatmadığı bir şeyler mi vardı o hayat dolu Semiha’sının?

“Nerde kaldı bu dolmuş, hava da buz gibi. Bir gelmedi yaz şu ayazını sevdiğimin Ankara’sına.” diye söylene söylene dolmuşu bekliyordu Ece, şemsiyesi de yetmiyordu yağmurdan ıslanmamasına, çizmelerinin yarısı ıslanmıştı. Koştura koştura girdi hastaneden içeri yağmurlu gri bir havada. Hastanenin içi dışarıdan soğuk ve duvarlar beyaz mı siyah mı belli değildi. O kadar soğuk ve renksizdi ki her taraf. Kaygılı ve sinirli, danışmaya yaklaştı.

– Semiha ameliyattan çıkmış hangi odada, kaçıncı kat?
Diye sordu orda duran çelimsiz kıza.
– Hangi Semiha hanım efendi ?
– Şey Semiha Uysal.
– Bakıyorum hemen…. 7. Kat 771. Oda
– Tamam teşekkür ederim.

Hızlı adımlarla çizmesinden gacır gucur seslere aldırış etmeden asansöre gitti. Asansör gelmek bilmiyordu, sonunda çıktı 7. Kata , 771. odayı bulunca bir oh çekti Ece. Kapıyı açmaya çekinir oldu. Derin bir nefes daha aldı ve girdi içeri. Semiha’nın sırtı dönük, camdan Ankara’nın yağmurlu ve gri havasını izliyordu. Ece yaklaştı Semiha’ya, sesleri fark eden Semiha döndü Ece’yi gördü. Tepkisizce baktı öncesinde sonra gözleri doldu gülümsedi ve sarıldılar sıkıca. Kafası sarılı upuzun saçlarının bir kısmı kazınmış zımbalanmıştı. Ece sanki hiç sargı yokmuş gibi sohbet etmeye koyuldu Semiha ile. Semiha narkozun etkisi ile bazen unutuyor bazen de ameliyatın sürecini anlatıyordu. Ece de gülümseyerek çok şükür deyip onun hararetli ameliyat sürecinden uzaklaştırmaya çalışıp arada espri yapıp Semiha’yı güldürmeye çalışıyordu. Daha fazla yormak istememişti Ece arkadaşını. Kocaman sarılıp çıktı odadan.

Aceleyle hastaneye yetişmeye çalışan o kız bu sefer yavaş adımlarla uzaklaşıyordu odadan. Çizmesinin gacır gucur sesini bile duymaz oldu. Gözlerinden sanki şelale birikmiş gibi yaşlar dökülüyordu.
Bu kadar hayat dolu bir kız nasıl olurdu da beyninde bir tümör yüzünden ameliyat olurdu? Kafasındaki zımbalar kalbine saplanmıştı sanki. Kapıdan dışarı çıktı şemsiye de açmadı bu sefer, yağmur gök yarılmış gibi yağıyordu…

Uykusunun en güzel yerinde annesinin uyandırışı ile uyanmıştı Ece. Bu sefer mızmızlanmadı çünkü en sevdiği yere gidecekti. Hava her zamanki gibi gri, soğuk, yağmurlu… Yaşı 6 da olsa sevemedi bir türlü doğduğu bu ülkeyi. Hiç mi güneş açmazdı şu Almanya’da? Neyseki içinde tarifi olmayan büyük bir neşe vardı. Almanya’nın kara bulutları, karanlık sokakları, tek renk çiçekleri, sessiz apartmanlarının tam aksine içinde güneşler açıyordu Ece’nin. Ece üstünü giyiyor annesi de telaşla bavul tartıyordu. Gurbette yaşayanların korkulu rüyası bavul tartmak. Ne Almanya’dan Türkiye’ye götürecekleri biter ne Türkiye’den getirdikleri. Her defasında şu yük derdini taşır bütün gurbetçiler.

Ece hazırlanmış, güzelce süslenmiş, annesinin telaşla kan ter içinde kalışına kıkır kıkırgülüyordu. Havalimanına vardığında artık içi içine sığmıyordu. Yüreği ağzından çıkar gibi oluyor, heyecanı daha da büyüyordu. Heyecanlandığında hep olduğu gibi yine parmaklarına sızı giriyordu. Ama Ece bu heyecanı aklı erdiğinden beri Türkiye’ye her gideceği zaman yaşıyordu. O yüzden bu sızıları ve kalbinin hızlı çarpmasını çok seviyordu. 

Uçağa binince cam kenarına oturdu. Baktı bir dışarıya. Soğuk, kasvetli, yağmurlu, gri bir Almanya… Sabah güneşi doğmasına rağmen hiç aydınlanmamış bir hava. Muzip bir gülüşle dilini çıkardı dışarı bakarak “böööööö” dedi. Sonra huzurla ve tebessümle gözlerini kapattı. Yolculuk hemen geçsin diye uyumak istedi.

“Kaptan pilot konuşuyor Ankara’ya iniş için hazırız.”

Koca bir sevinçle açtı kaptanın sesine Ece gözlerini. İniş gerçekleşince herkes alkışlamaya başladı. Alkış sesiyle birlikte Ece’nin gözlerinden yaşlar da dökülmeye başlamıştı. Türkiye’ye gelmişti. Ankara’ya iniş yapmıştı, inanılmaz heyecanlıydı. Annesiyle pasaport sırasında çok beklememek için hızlı hızlı yürüdüler havalimanında. Zamanları kısıtlıydı. 6 hafta dediğin neydi ki? Şıp diye bitiveriyordu. Bir dakika bile zaman kaybetmek istemiyordu anne kız.

Bavulları alıp o sürgülü kapıdan çıkmak var ya, işte her gurbetçinin kalbi ağzında gider o kapıya… 
Sevdiklerine kavuşma sevinciyle hızlıca çıktılar. Ece’nin dedesi ve anneannesi bekliyordu, karşıdan el salladılar. Ece koşa koşa anneannesinin kucağına atladı. Havalimanından çıktıklarındaki o koku Türkiye kokusuydu. Tarifi imkansız güzellikte bir kokuydu o. Arabaya bindiklerinde de mis gibi Kırıkkale pidesinin kokusu geliyordu Ece’nin burnuna. Dedesi ailenin tek torununa yine en sevdiği pideden yaptırmıştı.

Anneannesi pideyi dürüm yapıp Ece’ye verip annesiyle sohbete başladı. Ece camdan dışarı bakıp etrafı izliyordu. Gökyüzü masmaviydi güneşin sarısı gözüne vuruyor, vurdukça Ece’nin gülümsemesi daha da büyüyordu.

Bir saatten fazla yol vardı dede evine. Ankara’dan çıkıp memleketleri Kırıkkale’ye doğru yol aldılar. Kırıkkale aslında Ankara’ya bağlıyken il olduğunu anlatıyordu dedesi bir yandan. Dağlarda öyle yemyeşil ağaçlar yoktu. Bozdu her yer, bozkıra doğru gidiyorlardı. 6 yaşında bir çocuk için o bozkır bile öyle güzel geliyordu ki. Almanya’da her yer yemyeşil ağaç olsa da o bozkıra hasretti. Annesi “kızım az gözlerini kapat.” dese de o asla gözlerini kırpmıyordu. Yolun sonunda dede evine geldiler her yeri tutulmuş olsa da içindeki o heyecan asla dinmiyordu.

Çağdaş Apartmanı’nın önüne park etti dedesi. Sabah çok erken olduğu için apartman ve mahalle çok sessizdi. Ece eve girince koşa koşa balkona çıktı. Annesi ve anneannesi bavullar ile uğraşıyor Ece de balkonda etrafı izliyordu. Bir yukarı bakıyordu bir aşağı.

Karşı balkonun üst katında Öznur, altında da Semiha oturuyordu. Sabırsızlıkla onların balkona çıkmasını beklerken Almanya’da komşuculuğun ne kadar resmi olduğunu düşünüyor, komşu özlemini o iki arkadaşı ile gideriyordu.
Anneannesi “Kızım gel kahvaltı yapacağız semihalar uyanınca gelirler bize.” dese de Ece asla içeri girmek istemiyordu.

Ve Semiha balkona çıkmıştı.
“Semihaaaaa!” diye bağırdı Ece.
“Aaaaa Ece hoşgeldinnnnn! Öznur! Öznur uyandın mı? Bak kim gelmiş!” sesini duyan Öznur da balkona çıktı.
“Ece! Sen mi geldin?”
“Evet! Sizi çok özledim!” diye kahkaha attı Ece.
Arkadaşlarına kavuşan gurbet kuşu çok mutluydu. Sürekli onlarla vakit geçirmek istiyor, evcilik oynuyordu. Bakkala birlikte gidip ekmek alıyorlar, Napoliten çikolata alıp paylaşıyorlardı. Semiha ve Öznur, Ece’ye Türkiye’deki okullarından bahsediyordu. Ece’den birkaç yaş büyük oldukları için onlar ilkokula çoktan başlamışlardı. Yaz tatilinde onlar da Ece’yi dört gözle bekliyorlardı. Piknik yapar sıcacık Kırıkkale simiti yerlerdi. Sonra süslenip bakkaldan sim alırlar, saçlarına döker mahallede gezerlerdi.

Bu her sene böyle tekrarladı…
Yaşları büyüdükçe oyunları değişiyor, hasret büyüyordu. Artık genç kız olmaya başladıklarında birilerinden hoşlanıyorlar, oturup birbirlerine hoşlandıkları çocuklardan bahsediyorlardı.

Çay, Kırıkkale simidi, peynir ve mani…

Evet evet Semiha’nın mani defterini okuyorlardı. Zaman geçiyor, yaz tatillerinde tekrar bir araya geliyorlar, her sene daha da olgun üç arkadaş oluyorlardı.
Ece’nin artık yaz tatilini heyecanla beklemesine, Almanya’nın kasvetinden kurtulmak için gün saymasına gerek kalmamıştı. Mutlu olduğu yerde yaşamak için Türkiye’ye gelip liseye Kırıkkale’de devam etmişti. Ama tam da o sırada anneannesi Çağdaş Apartmanı’ndan taşınmış bir başka mahalleye gitmişti. Ara ara Semiha ve Öznur ile görüşseler de artık onlar başka başka şehirlerde üniversiteliydi. Ece ise artık ülkesinde okuyor ama omuzlarında yalnızlığın yarattığı boşluklara yük biniyordu. Hayat işte, herkesi farklı yoruyordu…

Bir gün Semiha’nın evleneceğini duyan Ece, çok sevindi. Öznur’un da nişanlandığını düğününde bir araya gelince öğrendi. Semiha’yı bembeyaz gelinliği içinde görünce Ece’nin aklına mazideki anıları geldi. Hayat ne kadar çabuk geçiyordu. Daha dün gibiydi yaşadıkları o güzellikler. Büyüdükçe yollar da değişti. Yine de çok mutluydu Ece, Almanya’da yaşayamadığı o komşuculuğu Çağdaş Apartmanı’nda doya doya yaşamıştı. Semiha ve Öznur deyince aklına hep çocukluğu geliyordu.

Öznur da evlendi sonra. Ece ise üniversite için Ankara’ya taşındı. Hayat herkesi bambaşka yerlere sürüklemişti. Semiha’nın anne olduğunu duyduğunda da çok sevinmişti. Hatta bir gün öğrenci evinde Semiha ve eşini ağırlamıştı Ece. Sohbetlere doyum olmadı. Türküler eşliğinde konu konuyu açıyor zaman yine su gibi geçiyordu…

– Alo Semihaaa! Nasılsın?
– Nasıl olsun Ece’m, bayram için Kırıkkale’ye geldim sen nasılsın kızların nasıl?
– Hayat mücadelesi be Semiha’m iki kızımla yoluma devam. Ah be Semiha biz ne ara büyüdük? Kızlarımız kocaman oldu neler yaşadık neler atlattık. Öznur nasıl? Onunla da epeydir konuşamıyorum.
– İyi iyi o da iyi. Onun da 3 kızı var biliyorsun, öğretmenliğe devam ediyor, o da geldi annesigile sabah görüştük daha.
– E o zaman balkona çıksana bi Semiham.
– Kızzzz yoksaaa.! Aaaaa Ece! Öznuuuuuurrr koş! Ece gelmiş!

Öznur balkona koşarak geldi. Ece aşağıdan iki kızı ile el sallıyordu arkadaşlarına. Semiha da Öznur da kızlarını alıp aşağı indiler arkadaşlarına kavuşmaya. Kahkahalar atarak yukarı çıktılar. Kızları da peşlerinden geliyordu. Semiha da Öznur da o kadar değişmemişlerdi ki. Tıpkı o küçüklüğündeki komşu sıcaklığı hala vardı. Tebessüm ederek izledi Ece arkadaşlarını.

Ve aşağıdan bir ses geldi;

– Simiiiiiiiiitçiiiiiiii.

Kızlar birbirlerine bakarak gülümsediler.

Ebru Kürya Diler

“Çağdaş Apartmanı” için 8 yorum

  1. Özlem Berktaş

    Canımsın canım… Buradaki Öznur olmak o kadar kıymetli ki. Öyle güzel anlatmışsın ki. Kalemin var olsun. 🙏
    Hayat en güzel yerinde karşılaştırdı bizi. Göz yaşlarım okurken aksa da geçmişi düşünmek hep bir tebessüm sebebi. Seni çok seviyorum. 🥰

    1. Öznur ‘ um gördün mü ne özel ne güzel anılar biriktirdik.. Semra olarak, Özlem’i ve Ebru’yu çokkk seviyorummmm 🥹iyiki varsınız canlarım benim 🙏🥰🥹🥹😘😘😘

      1. Saime Korkmaz Ceylan

        Sevgili Ebru gönlüne, kalemine sağlık olsun. Sıcacık bir hikâye ile okurunu kucaklamışsın.
        Kalbimize iyi gelenlere çıksın yolumuz. Yeni hikâyelerde buluşmak dileğiyle🙏🏻🌹

  2. Ahhhh Ecee…🥹🥺🥺Semiha ve Öznur seni ne beklerdi bilsenn.. balkon sohbetleri, çay,simit,beyaz peynir ve özlem dolu muhabbetler..
    Kelimelerle ifade edemiyorum, bu hissi anlatacak bir cümle bulamıyorum..
    Hikaye ciğerime işledi, yüreğimi yaktı vee ne Tanıdık geldi beeee 😢😞
    Ebrum eline emeğine kalemine yüreğine sağlık.. Semiha ve Öznur seni çok ama çok ama çok seviyor 🥹🙏❤️❤️❤️

  3. O kadar güzel bir hikaye olmus ki sıcacık içten temiz duygularla yazılmış eski dostluklar arkadaşlıklar gurbetten gelen sevdiklerimiz anılar cok guzel yerlere gittim geldım kaleminize sağlık canım ebrum cok duygulamdim🤍🤍

  4. Yilda Varankaya

    ‘’Kalbi güzel insan biriktirin bu size bir ömür yeter’’ ,demiş Cemal Süreyya..
    Yine özenle duygu dolu yazmışsın Ebrucum
    eline sağlık.

  5. Çok dokunaklı ve çok gerçek… Zamanın nasıl akıp gittiğini, çocukluğun sıcaklığının insanın içinde hiç kaybolmadığını öyle sade anlatmış ki. Ankara’nın grisiyle Almanya’nın kasveti, bozkırın kokusu ve komşuluk bağı birbirine çok yakışmış. Okurken hem hüzünlendim hem gülümsedim; bazı hikâyeler insanın çocukluğuna dokunur, bu da onlardan biri.
    Kalemine yüreğine sağlık ablam ❤️

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top